Açık ve Sınırsız

Muallim Mehmet Ağa – Hikaye | Elif İŞ

Mehmet, Yemen Savaşı yıllarında Konya’nın Karapınar ilçesinde doğdu. Babası savaşa katılmıştı. Doğduktan 20 gün sonra annesine bir haber geldi. Bebeğin babası savaşta ölmüştü. Bunu duyanlar annesini yaşlı bir adama verdiler. Bebeği ise babaannesi aldı.

Aradan iki yıl geçti. Mehmet’in annesi bu duruma dayanamayıp kendisini kuyuya attı, intihar etti. Yani Mehmet iki yaşında hem öksüz hem yetim kaldı. İlkokulu da babaannesinin yanında geçirdi. Okulda çok başarılıydı ama bir o kadar da haylazdı. Durumları kötüydü. Üstüne giyecek çok bir şeyi yoktu. Babaannesinden aldıklarıyla geçiniyordu. Okumaya çok hevesliydi. İlkokulu bitirince ile gitmek için, koyun satmaya gelen çobanların peşine takılıp üç gün iki gece yol aldı. Üstü başı perişandı ama okuma isteği ağır basmıştı. Konya’ya gelir gelmez Vali Konağı’nı buldu. İçeriye girmek istedi ama izin vermediler. Bir yolunu bulup kendisini valinin önüne attı. Vali sinirlenip bastonunu atıp oğlanı azarladı. Mehmet ise bastonu alıp saygılı bir şekilde “Buyurun efendim asanız” diyerek geri uzattı. Vali çocuktan etkilendi, ona kim olduğunu sordu. Mehmet kendini tanıttı. Okumak istediğini ve kalacak yeri olmadığını söyledi. Vali ona kısa bir sürede kalacak yer ve okul buldu. Bir matbaada Mazhar isimli bir adamın yanına verdiler. Nihayet valinin sayesinde istediği gibi okula gidebiliyordu. Okulda yine çok başarılıydı. Parası olan öğrencilerden kitaplarını bir günlüğüne ödünç alıp çalışırdı. Lisedeyken muallim alınacağını duydu ve sınavlara girdi. Sınavda girenler arasında birinci oldu. Böylece bir köyde stajyer öğretmenliğe başladı. Yirmi yaşında Bahriye Hanımla evlendi. Evleneceği gün bir dua etti. Allah’tan bir ev dolusu çocuk istedi çünkü kendisi yalnız ve anne baba sevgisi görmeden büyümüştü. Soyadı kanunun gelmesiyle “ Peker” soyadını aldı. Ama onu herkes bilginliğinden dolayı Muallim Mehmet Ağa olarak tanırdı. Hatta o kadar bilgin biriydi ki o dönem ilçe merkezinde yeminli bilirkişilik yapıyordu.

İstediği üzere bir ev dolusu çocuğu oldu. Eşi Bahriye Hanım on dört doğum yaparak on yedi çocuk dünyaya getirdi. Eğitime önem veren biri olduğu için mahallede çocukları toplayıp onlara okul derslerini anlatırdı. Çocukların odaları aynı bir sınıf gibiydi. Duvarda okuma fişleri olurdu. Aynı zamanda çok disiplinli ve planlı biriydi. Evde yenilen yemeklerin listesi bile aylık olarak çıkardı. Yemek sofrası zamanından beş dakika önce bile kurulamaz. Eğer kurulursa toplatıp beş dakika sonra tekrar kurdururdu. Çocuklarına çok saygı gösterir, onlara önem verirdi ama hiçbirine sevgisini göstermezdi. Hiçbirinin başını okşamazdı. Evde çok büyük bir saygı çerçevesi vardı. Küçük kızlarından Naciye, bir gün ikizi ile birlikte babalarının yanına okul dergisi için harçlık istemeye gitmişti. İkizi Naci bir adama baba diye seslenerek konuşuyordu. Dışarıya çıktıklarında Naciye çok şaşırmıştı. O adamın babaları olduğunu ilkokul üçte öğrenmişti. Bunun sebebi ise evdeyken saygıdan babasının yüzüne bile bakmamalarıydı. Belki de sevgisini gösterememesinin sebebi bunu nasıl yapacağını bilememesiydi. Çünkü kendisi de bu sevgiyi başkasından görmemişti.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir