Açık ve Sınırsız

Zorlu Bir Tırmanış – Hikaye | Ayşe İrem Kılıç

Her yıl geleneksel hale getirdiğimiz Isparta gezisindeyiz.
Babaannemden kalan köy evindeyiz. Kahvaltımızı yaptık.
Babam bizi bugün Meneviş Dağı’na çıkaracak, bekliyoruz. Bu
arada boş durmuyoruz tabi ki. Bahçedeki çeşitli bitkileri
inceliyoruz abimle. Ağaçların etrafını küçük çakıl taşları ile
süslüyoruz. Babam bahçeye çıktı ve hazırlıkların bittiğini
söyledi. Hemen çıktık ve yolculuğumuz başladı.
Önce evin altındaki dere yoluna indik. Kurumuştu. Ama
kurbağalar ve çok çeşitli böcekler kurumuş derenin üstünde. Biz
yürüdükçe kurbağalar zıplıyor böcekler ise uçuyordu. Babam
önden gidiyor. Bizi sürekli yosun bağlamış taşlara basmayalım
diye uyarıyor. Eski bir çeşmenin yanından keçiler ve oğlaklar su
içiyor. Çeşmenin yanındaki yaşlı ağaçta bir serçe ötüyor.
İlerdeki bir ceviz ağacından ceviz çalan sincap kaçıyor. Doğa ne
kadar canlı ve hareketli.
Dere bitiminde tırmanışımız başladı. Sessizce dağa
tırmanmaya başladık. Yaklaştığımız her çalının altından sesler
geliyordu. Uzaktan bakınca hiç görmediğimiz hayvanların
yaşamları vardı çalıların altında. Bazı çalıların üzerinde ise
koyun yünleri var. Bazen taşlar kayıyor bazen de otlardaki
dikenler bacaklarımıza batıyor. Babam bize bazı otları tanıtıyor.
Biraz yürüdük ve ağaçların altındaki gölgede mola verdik.
Birkaç dakika sonra tırmanışa devam ettik. Sonunda zirveye
ulaştık. Birlikte dağdan kekik topladık. Biraz daha mola verip
döndük. Dönüşte de gidiş kadar zorlandık. Eve ulaştığımızda
biraz dinlendik ve bahçeye çıkıp oyun oynadık.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir